İzmir'den sonra: YENİ Parti'nin önündeki engeller ve fırsatlar | Edgar Şar ile söyleşi

08.10.2026 medyascope.tv

8 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. YENİ Parti'yi konuşacağız. YENİ Parti tabii ki İzmir olayı çok gündemde. Özgür Özel gündemde ama onun ötesinde ana muhalefet partisi olan YENİ Parti’nin şu an nasıl bir durumda olduğu, önünün ne derece açık, ne derece kapalı olduğu, bütün bunları siyaset bilimci Doktor Edgar Şar'la konuşuyoruz. Edgar, merhaba.
Edgar Şar: Merhaba Ruşen abi.

Ruşen Çakır: Şimdi gündemde tabii ki İzmir var. Cemil Tugay var. Cemil Tugay'ın, hep son dönemde çok meşhur oldu biliyorsun fon krizinde de, ‘‘Kırmızı Pazartesi’’ Márquez'in romanı, hani beklenen bir şey. Cemil Tugay aylar önce, hatta ben geçen yayında söyledim, Tunç Soyer bana bunu 2025 Temmuz ayında söylemişti cezaevine ziyarete gittiğimde, AKP'ye geçecek diye. Düşün yani, bir seneden fazla zaman önce ve AKP'ye geçti ve bayağı da bir konuşuluyor, ediliyor. Ama onun öncesinde Üsküdar çok önemliydi, Adalar önemliydi. Geçmişteki Aydın, Afyon'u saymıyorum ama peş peşe yaşanan bu olaylar sence nasıl bir etki yaratıyor kadrolarda ama en çok da tabanda?
Edgar Şar: Teşekkürler. Şimdi benim görebildiğim kadarıyla özellikle İzmir'den sonraki öfke, bunların gerçekleşmesinin ötesinde bunlara verilen tepkinin yetersizliği ve verilen tepkinin yetersizliğinin de bunları, bu tarz geçişlerin aynı zamanda iktidarın otokratik birtakım müdahalelerinin önünü açması, kolaylaştırması konusunda verilen bir tepki aslında. Yani aslında öfkenin sebebi o. Daha çok o diye düşünüyorum. Ama şimdi bunlara bakarken biraz geriye gitme ihtiyacı duyuyorum. Çünkü şöyle bir şey var. Şimdi yaşadığımız aslında ta 19 Mart'tan beri konuştuğumuz, hep üstüne de basarak söylediğimiz bir rejim değişikliği girişimine tekabül ediyor ve aslında bu girişim yapılırken iktidar tarafından muhalefetin ne yapıp yapmadığı ve bunların sonucunda oluşan başarısı ya da başarısızlığı da bu rejim değişikliğinin ne kadar başarılı olacağını ve bu yeni oluşturulmak istenen rejimin de ne kadar oturup oturmayacağını, pekişip pekişmeyeceğini belirleyecek. Dolayısıyla biraz böyle bakmak lazım. Şimdi geriye baktığımızda evet 2024'te bu yerel seçimler oldu. Türkiye'de AK Parti kurulduğundan beri hiç oluşmamış, oluşması da kolay kolay pek umulmayan, hayal edilmeyen bir harita oluştu ve buna da iktidarın tepkisi gerçekten sert oldu, tahmin edilebileceği gibi. O zamanki CHP yani Özgür Özel liderliğinde Ekrem İmamoğlu'nun başlattığı değişimle birlikte oluşmuş ve birinci parti olmuş CHP'nin genel seçimlere giderkenki planı bambaşkaydı tabii ki. Yani bunları hesaplayarak bir hazırlık yapmamıştı. Belki de büyük oranda da yapamazdı. Kısmen belki yapabilirdi ama büyük oranda da yapamazdı zaten. Yerel seçimlerde başarılı olup bunu, hatta yerel seçim gününü hatırla. Özgür Özel çıktı dedi ki, “Bu iktidara verilen bir mesajdır. Ve genel seçimlere giderken CHP'ye verilen büyük bir kredidir. Biz bu krediyi alıp genel seçimlere böyle gideceğiz.” Yani böyle bir genel iktidarı kurma, inşa etme süreci başlatma düşüncesindelerdi. Ekrem İmamoğlu'nun adaylığı vesaire planlaması da bu şekilde gitti. Ama tabii planlandığı gibi olmadı. Özellikle o Ekim’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na atama yapıldıktan sonra başka şeyler beklemeye başladılar. Neyse. Şimdi 19 Mart olduğu andan itibaren aslında o zamanki CHP'nin genel başkanı Özgür Özel verdiği tepkiyle ilk günden itibaren bunu bir darbe olarak niteledi ve aslında kullandığı ifadeler, ilk gün, ilk haftalar verdiği tepki işte özellikle CHP'nin Kılıçdaroğlu döneminden insanların alışık olduğu, işte “merak etmeyin her şey kontrolümüz altında, taşlar yerine oturacak, hukuk işleyecek” vesaire gibi aslında olayın ciddiyetinin farkında olunmadığını gösteren, o izlenimi veren yaklaşımdan uzak bir şekilde her şeyin ciddiyetinin farkında ve sokaktan korkmayan, meydanlara insanları toplamaktan korkmayan, birinci parti olmanın güveniyle, özgüvenini de kullanan bir yaklaşım sergiledi. Bunu da uzun zaman sürdürdü. Hatta muhalif toplum gerçekten uzun süre Özgür Özel'i takdir etti. Yani yorulmazlığı açısından özellikle. Çünkü kolay değildi. Yetersiz bulanlar da oluyordu vesaire ve zaman zaman eleştiriler oluyordu ama genel performansı beğeniliyordu. Şimdi tabii bu otokratik müdahaleler, geçişler engellenemedikçe... Aslında belki bazı şeyler engelleniyordu. Mesela Özgür Özel'e sorsanız İBB'ye kayyum atanması mesela bu sebeple engellenmişti vesaire. Belki büyük oranda doğru olabilir. Yani çok yanlış bir şey değil. Ama sonuçta belki yavaşlatan ama bütün meseleyi de durdurmayan bir süreç oldu bu. En son İzmir'in dahi yani AK Parti kurulduğundan beri kazanamadığı, hatta neredeyse bir obsesyona dönüşmüş olan AK Parti açısından, İzmir'in bile AK Parti'ye kazandırılması noktasıyla sonuçlanan bir sürece gelince bu, tabii ister istemez burada Özgür Özel'in ve stratejisinin bence hani “İzmir'e adayı sen gösterdin” vesairenin ötesinde daha çok bu sebeple tartışıldığı bir noktaya gitti olay. Ben biraz böyle değerlendiriyorum.

Ruşen Çakır: Şimdi burada şöyle bir soru var. Şimdi normalde bir vatandaş, seçmen oy kullanırken yerel yönetimlerde mesela diyor ki, “Ben bu kişiye oy veriyorum ve onun şu şu sorunlarımı çözmesini istiyorum. Bakalım yapabilecek mi?” diyor. Seçildikten sonra da onu takip etmeye başlıyor vesaire. Şimdi bu yaşanan olaylardan sonra muhalefet seçmeninin genellikle aklına şu soru gelecek, abartıyorum ama, “ya ben buna oy veriyorum ama bakalım bu orada kalacak mı?” Yani o kadar çok oldu ki, şimdi Aydın oldu, Afyon oldu, şu oldu, bu oldu derken bir baktık belediye meclis üyeleri 3 kişi birden 4 kişi birden parti değiştiriyor vesaire. Yani nasıl diyeyim? Sıradanlaştı iş. Normal bir şeymiş gibi oldu. Yani bir ilk başta skandaldı. Şimdi normal bir şey. Şimdi burada bence Erdoğan'ın transferlerdeki en büyük hesabı da bu. Seçmenin, muhalif seçmenin oyunun değersizleştirilmesi gibi bir şey olmuyor mu?
Edgar Şar: Tabii ki, zaten bütün herkes bu abartılı bir görüş bile olsa şunun farkında. Yani bütün bu olaylar iktidara seçim konusunda hiçbir fayda sağlamayacak. Hatta insanlar şu yorumu yapıyor, “Yani niye yapıyor bunları? Bilmiyor mu yarın öbür gün kendisine oy vermek isteyen seçmene bile, aslında bir şekilde ona bile antipatik gelen bir gelişme bu. Yarın öbür gün oraları tekrar kaybetmeyecek mi?” vesaire gibi kendi rasyonalitesi içinde bir yorum yapıyorlar. Halbuki bütün bu olaylar iktidarın da... yani iktidarın ne yapmak istediğini bir kenara koyalım. Bir sonraki aşamada ona gelelim. İlk önce aslında seçmenin gözünde, “Ya bir dakika seçimler olacak mı? O seçimlerin bir anlamı olacak mı zaten?” sorgulamasına yol açıyor. İktidar da aslında seçimleri yapmama, seçimlerin sonuçlarına uymama konusunda bizim düşündüğümüz kadar güçlü değil bence. Ama insanların algılarında sandığın değerinin düşmesi otomatikman onun güçlenmesine sebep oluyor. Buradan şu yoruma gelebiliriz. Demek ki iktidar gerçekten artık sandığı kazanma, yani bir zamanlar olduğu gibi, AK Parti'nin Türkiye'deki yükseliş hikayesinin ana itici gücü sandıkta kazanmaydı; demek ki artık bundan vazgeçip karşısında bir sandık çoğunluğu oluştuğunu kabul etmiş. Bunu artık geri çeviremeyeceğini kabul etmiş 2024 seçimlerinde. Dolayısıyla o çoğunluğun kafasında artık o çoğunluğun bir işe yaramayacağı algısını güçlendirerek kendisini tek yönetebilecek güç olarak insanların algılarında güçlendirmek, pekiştirmek bu algıyı. Yani böyle bir strateji olduğunu düşünüyorum. Zaten hatırlarsan 2023 seçimlerinde, hani o asıl muhalefetin fiyaskosu olan seçimlerde onun öncesinde hep konuştuğumuz bir şey vardı, “Muhalefetin stratejisi nasıl olsun?” falan derken. Hep şunu derdik, bir anahtar kelimeydi: “kazanabilir ve yönetebilir bir alternatif”. Şimdi kazanabilir alternatif 2023'te oluşturulamadı. Oluşturulamadığı için de böyle bir otokratik sertliğe ihtiyaç yoktu. 2024'ten itibaren artık kazanabilir alternatif oluştuğu için o kazanabilir alternatifin yönetebilir kalitesine yani niteliğine balta vuracak bir strateji izlendi ve bu konuda başarılı olunduğunu görüyoruz. İnsanlar bunu artık normalleştirdi. Yani Özgür Özel'in teorisine göre doğruysa bile 2025 Martında İBB'ye atanamayan kayyum şu an bir şekilde gelmek üzere başka şekilde. Herkes bunu biliyor. Her gün konuşuluyor. İzmir gibi kırmızı pazartesilerin başka bir tanesi olacak ama ne yapılacak, bununla ilgili ne yapılmaya çalışılıyor bilmiyoruz. Bir şey yapılabiliyor mu, bilmiyoruz.

Ruşen Çakır: Evet. Bu konuda mesela sen ilk soruda konuşurken dile getirdiğin husus, tepki meselesi. İşte İzmir'de siyah karanfil, işte “arkadaşlar dağılalım” falan sosyal medyaya yansıyan şeyler var. Şimdi İzmir biliniyordu. Yani bayağı bir biliniyordu ki böyle olaylarda bir gün önce bilsen bile, siyaset böyle bir şey, bir gün içerisinde de ona göre bir eylem planı falan yaparsın, ki bu çok daha uzun süredir biliniyordu. Şimdi Ataşehir deniyor, İstanbul Büyükşehir Belediyesi deniyor ve artık kanıksanmış durumda ve şeye insanlar emin olamıyor; buna bir hakikaten birtakım cevap, yani bu cevap hiçbir zaman onu geri almak olmayacak belki ama ne denir hani, iktidarı yaptığına pişman etme. 19 Mart'ın ilk günleri böyleydi biliyorsun.
Edgar Şar: Tabii 19 Mart'ın ilk günleri, bugün AK Parti'ye geçen belediye başkanları, işte milletvekilleri, kim geçiyorsa muhalefetten, onlar da ilk gün çok başka tepkiler vermişti. Dün tesadüfen Cemil Tugay'ın tam o gün söylediği ifadeler gözüme çarptı. Hatta Saraçhane'ye ilk günden gidip buna tepki vermişti. “Bir Ekrem gider, bin Ekrem gelir” gibi ifadeleri var. Şimdi o gün bilinmiyordu ama şu an şu biliniyor, şu an muhalefet kadrolarına şu söyleniyor: Hapse mi girersiniz, AK Parti'ye mi gelirsiniz? Yani bu seçenek var. Bu artık uzun zamandır keşfedilmiş olan bir formül. Bu formülü iktidar söylüyor. Şimdi siz bir gün içinde evet buna karşı bir şey planlayabilirsiniz. Buna yakışır eylemi yaratıcı bir şekilde tasarlayabilirsiniz. Bunun örnekleri var. Kaldı ki 2025'ten beri, Mart 2025'ten beri yani Özgür Özel'in eleştirilmesinden çok takdir edilmesi de bu gibi yönlerle oldu. Yani Özgür Özel çok takdir de edildi. Dolayısıyla o takdirleri nasıl kucaklıyorsa bugün eleştirileri de tabii aynı şekilde kucaklaması lazım. Çünkü konu aynı. Hani yeterince efektif tepki koyamıyorsunuz. Günün sonunda sen Cemil Tugay'ın gitmesini engellemeyebilirsin ama Cemil Tugay'a bu işin, gerçekten insanların akıllarında bu işin ne kadar ciddi olduğunu gösteren, yansıtan tepkiyi de verebilirsin. Özellikle orada kitlenin enerjisini soğuracak bir söylemden ziyade bunu belki orada başka şekilde düşünebilmelisin. Yani bunu en azından yapabilirsin. Cemil Tugay'ı şey yapamazsın, hani vazgeçiremezsin ya da yarın öbür gün Ataşehir'de İBB'nin iktidarın kontrolüne geçmesini sağlayacak transferlerin olmasını engelleyemeyebilirsin. Bu geçişi yapacak insanları “ya siz boş verin AK Parti'ye geçmeyi, hapse girin bunun yerine” diye onları ikna edemeyebilirsin ama tepkiyi en azından koyabilirsin. İktidar için, yani her zaman bu teoride de böyledir, otoriter iktidarlar için baskının maliyetini yükseltmeniz lazım. Onları durduran asıl etken, baskının maliyetinin artmasıdır. Ve bu literatürde daha çok uluslararası faktörlerle de gerçekleşir. Kısmen içeriden, kısmen uluslararası. Şimdi uluslararası hiçbir şey yok. Uluslararası gerçekten, bu da Türkiye'deki iktidarın biraz şansı mı dersiniz, ne dersiniz bilmiyorum. Mesela Orban'ı sandıkta deviren konjonktür Türkiye'de iktidarın işine yarıyor mesela. Orban'ı ama sandıkta Peter Magyar'ın devirmesi için uygun bir koşul olmuştu. Yani uluslararası koşullar şu an Türkiye'deki iktidarın lehine. Ha uluslararası koşullar değişebilir. Bu kadar olumlu koşullar bir miktar azalabilir. Şimdi Amerika'da seçimler olacak falan. Ama sonuç itibarıyla uzun süre uluslararası konjonktür çok da bir şey olmayacak, yani birden iktidar için tamamen tersine de dönmeyecek. Kaldı ki dönsün dönmesin iç dinamiklerle aslında bunun maliyetinin artması lazım. Çünkü eğer seçmenin yani %50'sinden fazlası bundan rahatsızsa iktidarın bunu, bu itirazı görebiliyor olması lazım aslında. Çünkü dediğim gibi yani iktidarın öyle seçimleri iptal etme filan şansı yok. Tabii ki o rejim değişikliği seçimlerin aynı olmamasına sebep olacak. Bunu en başından beri söylüyoruz. Ama burada iktidarın ana silahı insanların bunu kabullenmesi ve onların zihinlerinde zaten o sandığın anlamının gitmesi. Yoksa şey değil, yani “insanlar ne yaparsa yapsın ben bunu yapacağım” gibi bir lüksü yok aslında iktidarın. Yani insanların da bunu anlaması gerekiyor. Muhalefetin de buna önderlik edebilmesi gerekiyor. Tabii ki bu önderlik de dünkü İzmir'deki sahnelerle olmuyor, yani olamıyor.

Ruşen Çakır: Şimdi fon krizi yaşıyoruz. Örtbas etmek istiyor anladığım kadarıyla siyasi iktidar ama pek de beceremiyor. Çünkü olay çok boyutlu ve çok kişiyi kapsıyor. İlk gün ne oldu? Zeynel Emre'ydi değil mi adı, sözcü? Fatma Betül Sayan Kaya'nın adını verdi ve gündemi belirledi. Ondan sonra biraz, biraz değil hayli muhalefet gerisinde kaldı bu şeyin, ki ben bunun son dönemde AKP'nin yaşadığı en büyük kriz olduğunu düşünüyorum. Çok ciddi bir olay çünkü. Bugün Ümit Özlale bir basın toplantısı yaptı YENİ Parti’de. İki bakanın, şimdiki Aile Bakanının babasının adını geçiriyor, bir de Ticaret Bakanını söylüyor ve pazartesi gününe kadar Erdoğan'a süre veriyor ve diyor ki, “Siz listeyi açıklayın yoksa biz açıklayacağız. Eğer Erdoğan pazartesi gününe kadar tam listeyi vermezse buradan AKP'nin çok önde gelen ve şu ana kadar konuştuğumuz meblağların yüzlerce kat üstünde işlem yapan isimlerin de dahil olduğu listeyi sizlere açıklayacağız.” Bunu ne zaman söylüyor? Perşembe günü söylüyor. Pazartesi gününe kadar mühlet veriyor. Niye verilir bu mühlet? Yani ben mesela bunu görünce bir şey oldum. Yani ne gereği var? Varsa böyle bir liste, ki varmış belli ki, şimdi niye açıklamıyor mesela? Burada şeyi anlayamıyorum, bu bir strateji mi, taktik mi? İnsanlar soruyor yani. Şimdi o şeyin ne kadar etkili olduğunu gördük değil mi, Zeynel Emre'nin açıklamasının? Gündemi belirledi. Hâlâ daha belirlemeye devam ediyor. Şimdi geçen grup toplantısında isimler saydı Özgür Özel ama o isimlerin hemen hepsi biliniyordu. Bir tek Ömer Çelik galiba ilk defa telaffuz edildi. Şimdi parti adına konuşan milletvekili diyor ki, “pazartesi gününe kadar listeyi açıklamazsanız açıklayacağız.” Ben bunun mantığını mesela anlayamadım.
Edgar Şar: Valla mantığını ben de açıklayabilecek pozisyonda değilim. Bilmiyorum. Belki de şöyle, oradaki mantık şu olabilir. Yani o süreyi veriyor, o süreye zaten yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ya da iktidar temsilcilerinin uymayacağını da tahmin ederek bunun birkaç gün gündemde olması, konuşulması, sonra zaten açıklansa bile bazı kişiler ondan sonra mutlaka eksik olacağı için tam listenin o zaman verilmesi böylelikle bu gündemi böyle birkaç güne yayarak son anda onu patlatmak gibi bir taktiği olabilir. Yani bu ama benim uzmanlık alanımın dışında. Yani bu böyle olsa daha mı iyi olur? İletişimci de değilim. Hani siyasi stratejist de değilim bu açıdan bakınca. Ama şöyle bir şey var, yani sonuçta tabii ki bugün bunların ortaya çıkması ve ortaya çıkarılması hani muhalefet için önemli ama yani muhalefet için yeterli değil. Daha önce bunu gördük. Tabii bugünkü koşullar farklı. Bugün iktidar gücünü bambaşka şekilde projekte ediyor çünkü. Dolayısıyla biraz bu konularda böyle bir geri adım atması vesaire hani muhalefetin nefes alması için belki fırsat yaratabilir ama yani bu skandalların ortaya dökülmesi, bu konuda halkın zaten epey yüksek olan öfkesinin artması doğrudan doğruya muhalefetin güçlenmesi anlamına da gelmiyor. Gelseydi dünkü olayları görmezdik zaten. Bir de şimdi yani şeyi konuştuk işte, daha İBB meselesi var. Yani İBB herhalde bu işin şeyi olacak, tacı olacak iktidar için, eğer bunu yapacaksa gerçekten. Artık yapacağı konuşuluyor her yerde, işten bile görülmüyor. Bunu yapacaksa yine böyle bir şey mesela atıyorum iki gün sonra olsa ve iki gün sonra Ümit Özlale’nin bahsettiği o liste tırnak içinde patlatılsa, hatta çok daha beklenilmeyen, hiç şey olmayan daha yüksek isimler bile olsa bence yine İBB şeyi daha çok tartışılır yani iktidarın. Dolayısıyla şu anda hani gündem belirlemekse mesele, iktidarın elinde yani bunun gücü daha fazla. Burada yani tabii muhalefetin işi kolay değil. Muhalefeti eleştirmek de kolay. Yani şimdi haklarını da yemeyelim bazı açılardan. Çünkü yani işte 2025 Mart'tan beri birçok şey yapılıyor. Özgür Özel'in çok takdir edildiği zamanlar da oldu. En ufak bir sendeleme olduğu zaman, "E siz zaten işte yiğidim, aslanım çalıp dağılıyorsunuz" falan deniyor. Yani kolay değil. Bunları söylemek kolay, bunları yapmak kolay değil. Ama sonuçta bildiğimiz de bir gerçek var. Bunu muhalefetin kendisi de biliyor. Yani sonuçta seçmenin şu beklentisi değişmedi: Kazanabilir ve yönetebilir alternatifi göstermek zorundasınız. 2023 koşullarında değiliz ama seçmenin de size daha çok dönmesi için, iktidarın da hani size yaptığı salvoların sizde o derece etki yaratmaması için bu alternatifi oluşturma gerçeği de ortada. Bir de yani muhalif seçmenin, muhalif toplumun enerjisini yükselttiği zamanlarda onun takdirini kucakladığınız oranda eleştirisini de kucaklamanız gerekir ki... Ki ben hani bu konuda Özgür Özel'den çok ters bir şey duymadım henüz. Yani bu da olabilirdi çünkü. Henüz duymadım ama çok ciddi bir kucaklama da duymadım. Yani onu da kucaklayacaksınız ki hani insanların YENİ Parti’nin yeni olduğuna olan inançları da daha da gelişsin. Çünkü şimdi YENİ Parti yeni şeyler yapmıyor mu? Yapıyor. Al işte, yani en basitinden bütün bu siyasette bu tarz dönüşlerin ortaya çıkmasını sağlayan delege ağları vesaire sistemini derinden sarsacak bir şey yaptılar ve üyelerin doğrudan işte ilçe başkanını, il başkanını, genel başkanı, belki adayları belirleyeceği bir sisteme geçtiler. Ama ne oluyor? İşte Türkiye toplumunda parti üyeliği, hem şu an belki biraz korkulduğu için hem de öyle bir siyasi kültür olmadığı için ne kadar hani yeni seçmen oluyor, onun da rakamlarını açıkladılar aslında. Yani 700.000'i geçti galiba üyeleri. 200.000'e yakını hani daha önce hiçbir partiye üye olmamış seçmenler. Yani bu da aslında fena bir rakam değil. Yani %30 civarı bir rakam. Şimdi dolayısıyla yani yenilikler de var takdir edilecek ama eleştirileri de kucaklamak zorundasınız. Çünkü iki taraf da birbirine biraz mecbur. Yani mesela ilk sorduğun soru şu ya hani, YENİ Parti’nin önü açık mı? YENİ Parti’nin önünün açıklığı Türkiye'de muhalif toplumun önünün açıklığı ve Türkiye'nin hatta önünün açıklığıyla çok ilişkili. Eşit demeyeyim ama çok ilişkili. Dolayısıyla mecbur, iki taraf birbirine mecbur. Muhalif topluma zaten siyasetçiler mecbur, destekleri onlar. Asla ve asla eskinin “tıpış tıpış verecekler” mantalitesiyle hareket edemezler. Ama bir yandan da muhalif toplum da yani kendi kumaşıyla bir yere kadar siyasetçi üretebiliyor. Bu da bir gerçek. Yani bunu da konuşalım. Bu da ayrı bir şey. Türkiye'de birtakım sorunlar olduğu zaman bunun doğrudan Özgür Özel tek sorumlusu olarak görülemez. Hepimizin belli oranda sorumlulukları var. O yönü de var işin yani. Dolayısıyla bu öfkenin de kucaklanması lazım, yani eleştirilerin de. Hani takdir olunca yapıyorsanız bu olunca da yapacaksınız.

Ruşen Çakır: Son olarak şeyi sormak istiyorum. Aslında çok kritik bir husus var. Bu benim ne zamandır hep kafamda, değişik yayınlarda bunu ele aldım kısmen. Geçen salı günü casus davasını izlemeye gittiğimizde Ekrem İmamoğlu'nun bir saati aşkın bir konuşma yaptığını gördük. Bayağı siyasi bir konuşmaydı. Yani tam casus davasına da değiniyordu ama daha çok bir siyasi ve bir şey, “ben buradayım” konuşması gibiydi. Ama hiç yankı bulmadı. Çok da haber olmadı. Üzerinde konuşulmadı vesaire. Ekrem İmamoğlu bayağı bir geri planda artık. Tabii hapiste olması önemli ama tek başına bu değil herhalde. Zaman da geçti tabii ama bu YENİ Parti'nin, butlandan önce CHP'nin şimdi YENİ Parti'nin bence en büyük avantajlarından birisi o çifte liderlikti. Yani Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu birlikte. Şimdi sanki Özgür Özel çok fazla tek başına gibi ve Ekrem İmamoğlu çok geride kalmış gibi. Katılır mısın ve sence bu bir sorun mu?
Edgar Şar: Bir sorun var, o kesin. Ama Ekrem İmamoğlu'nun hani kısmen geride kaldığı da bir gerçek. Ben bunu biraz o sürecin doğal sonucu olarak açıkçası görüyorum. Ama burada Ekrem İmamoğlu'nun liderliğinin kitleyi mobilize etme konusunda artık yeterince kullanılamadığını, belki kullanılmasının da zor olduğunu kabul etmek lazım. Evet böyle bir gerçek var. Şöyle bir durum var; Ekrem İmamoğlu'nun içeriden çok müdahil olmasının, yani bilmiyorum kendimi hani o tarafın yerine koyup biraz da düşünüyorum, bazı dezavantajları da olabilir. Sonuç itibarıyla manevra alanı kendisinin çok fazla yok. İçeriden çok fazla yönetiyor pozisyonda olmasını zorlaştıran bir şey bu. Öte yandan baktığınızda dışarıdaki gelişmeler o kadar baş döndürücü ki bunları takip etmek zor. Bunu hani Silivri ile koordineli götürmek de zor. Bence biraz bu sebeple de şey oluyor, bunu doğal sonucu olarak görüyorum. İnsanların akıllarında da Ekrem İmamoğlu kısa vadede işte aday olma konusu olsun ya da lider olma konusu olsun kafalarında bir kenara koymuş olabilirler onu en azından fiiliyatta. Ama önemi açısından ben o kadar azaldığını düşünmüyorum. Yani Ekrem İmamoğlu tekrardan aynı oranda önemini koruyor bence ama o senin avantaj olarak gördüğün, bazen dezavantaj olabilecek, özellikle bir taraf içerideyken dezavantaj olabilecek o ikili liderliğin yürütülmesi konusunda pratik birtakım zorluklar var ve o zorluklar zaten bunu sağlamış olmaya yeterli bence. Ha bunun haricinde sorun var mıdır, onu bilmiyorum. Varsa o zaten bu ateşi daha da korlar diye düşünüyorum. Yani öyle bir durum var. Mesela geçenlerde tekrardan Özgür Özel ziyaret etti. Aralarında bir sorun var mı yok mu? Bazen öyle dedikodular çıkıyor. Genellikle dedikodu seviyesinde kalıyor. Çok somut birtakım göstergeler de yok bu konuyla ilgili. Yani işin biraz gidişatı bu, ama Ekrem İmamoğlu olmasa da sonuçta dışarıda Özgür Özel'in yalnız kalması iyi bir şey değil ve bunun önlemi alınabilir. Yani YENİ Parti’nin bir şekilde güçlü kadrolarla sahada varlığını sürdürmek dışında bir şansı yok. Bunu devam ettirmek zorunda. Biraz yorulmuş olabilirler, evet. Yani bu bir gerçek ve yoruldukları zaman da biraz performans düşüyor olabilir. Hemen şey analizleri başlıyor, dikkatimi çekiyor; işte son 3 aydır şöyle böyle. Yani kolay değil o tempoyu sürdürmek. Ama eğer o koltuklardaysanız da şu anki Türkiye'nin gerektirdiği durum da bu. Bunu yapmaya sorumlusunuz. Yetkiniz var, göreviniz var. O zaman sorumluluğunuz da var. Yani görev, yetki, sorumluluk. Dolayısıyla yani yorulma hakları var ama düşme lüksleri yok.

Ruşen Çakır: Son olarak tekrar o soruyla bitirelim. Şimdi önü açık mı diye soruyoruz ama bir de özellikle muhalefetteki partilerin önünün açık olup olmamasından ziyade kendi önlerini açıp açmadıkları da önemli. Sanki burada YENİ Parti de, aslında dün de mesela Kılıçdaroğlu için de aynı şey geçerliydi. Önü açıktı ama o daha da açmayı başarmak yerine var olan şeyden yedi gibi bir şey oldu. Şimdi burada YENİ Parti söz konusu olduğu zaman, baktığımız zaman ana muhalefet partisi. Kimi anketlere göre birinci parti, kimilerine göre AK Parti ile yarışan parti, her neyse. Kendi önünü açabiliyor mu? Yani önünü açmak demek parti yönetiminin, parti kadrolarının ve tabanının birtakım süreçlere müdahil olabilmeleri, kendi lehlerine dönüştürebilmeleri. Buradaki mesele, yani önünün açık olduğu konusunda herhalde herkes mutabıktır. Herhalde Cumhurbaşkanı Erdoğan da mutabıktır. Ama tek başına bunun önünün açık olması yetmiyor. Bunu ne derece değerlendiriyor sorusu...
Edgar Şar: Evet. Aynen öyle. Fırsatlar var, fırsat pencereleri var. Ama değerlendirebilecek mi bu fırsatları? Asıl soru bu. Şimdi şöyle bir şey var. Türkiye'nin yönetim tarzından insanlar ne kadar memnun? Çoğunluk memnun değil. Çok uzun zamandır böyle ve giderek artıyor bu. Arttığını da görebiliriz. Bu böyle olduğu sürece bütün muhalefet partileri için belli fırsatlar var. YENİ Parti için, gerçekten daha yeni olduğu için ve insanların algılarında da bütün eksikliklerine rağmen bu yenilik devam ettiği için, eksikliklerinin önemli bir kısmı daha çok şu an altında bulunduğu bu otokratik saldırıdan kaynaklandığı için insanların zihninde de en büyük fırsat tabii ki YENİ Parti’de. Şimdi böyle bir rejim koşulu altında sizin var olmanız, var kalmanız, seçmene “Biz buradayız, güçlüyüz. Evet, ihanet edenler var. Biz ihanet edenlere karşı veya ihanet edenlere rağmen burada güçlü bir şekilde varlığımızı sürdürüyoruz. Biz de hata yaptık. Hatalarımız olabilir ama ihanet etmedik, etmeyeceğiz. Buradayız ve bu ülkede bütün bu karşı saldırıya rağmen değişimi mümkün kılmaya devam edeceğiz. Değişim mümkün” derse ve insanları buna inandırabilirse, bu şekilde var kalmaya devam edebilirse hâlâ o fırsat en büyük oranda YENİ Parti’ye ait. Bu bence bir ay sonra konuştuğumuzda da böyle olacak ama bir ay içinde mesela eğer bu fırsatları kullanamadığına dair algı yükselirse o zaman belki biz iktidarın otokratik saldırısının yumuşadığını da görebiliriz. Çünkü şunu unutmayın; yani muhalefet parçalandıkça ve toplamda bir çoğunluk olma gücünü azalttıkça iktidarın şiddeti arttırmaya ihtiyacı da azalır. Çünkü zaten karşısında güçlü bir muhalefet yoktur. Yani dolayısıyla aslında sizin başarmanız gereken şey iktidarın okuyamayacağı bir mobilizasyonu, onu şaşırtan mobilizasyonu, onun kendini en güçlü sandığı anda, sizi de en güçsüz zannettiği anda sizin güçlü bir şekilde aslında toplumsal kanallara kendinizi açmanız ve orada durmanız. Yani bunu yapabilmesi koşuluyla ancak YENİ Parti bu dediğini gerçekleştirebilir.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Edgar. Çok iyi bir yayın oldu yine. Çok sağ ol. Eksik olma.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
18.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ardından: "Beni teslim alamayacaksınız!”
17.10.2026 Fon krizinin üstü örtülebilecek mi?
16.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ikinci gününden izlenimler: "Aklanması gereken kişi ben değilim”
15.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ilk gününden izlenimler: "Bu bir çöküş hikayesidir”
14.10.2026 Nakşibendiliğin Erenköy cemaati yaşananların adını koydu: Toplumsal çürüme
14.10.2026 Halk TV olayı bize neler söylüyor?
13.10.2026 Erdoğan taraftarları fon krizine nasıl tepki veriyor? | Feyza Akınerdem anlatıyor
12.10.2026 Fon krizi muhalefete rağmen iktidarı sarsmaya devam ediyor
12.10.2026 Devrimciler: Yarım yüzyıl sonra 78 kuşağını anlamak
11.10.2026 Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz
18.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ardından: "Beni teslim alamayacaksınız!”
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı